NURİ ERGİN (ERGİN KARDEŞLER)


NURİ ERGİN (ERGİN KARDEŞLER)

Karagümrük Çetesi ve Ergin Kardeşler olarak tanımlanan organize suç örgütünün elebaşısı çok sayıda cinayet ve silahlı yaralama olayına karıştığı iddiasıyla İstanbul ve Eyüp adliyelerinde yargılanan Nuri ve kardeşi Vedat Ergin, isimlerini ilk kez 12 Ağustos 1998'de Eyüp Adliyesi'ndeki bir duruşmaya getirildikleri sırada cezaevi aracından firar ettiklerinde duyurdular.
Ergin kardeşler cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, 5 ayrı adam öldürme, 8 yaralama ve işyeri bombalama olaylarının failleri olarak 1997 yılında 1 adet Kalaşnikof marka otomatik tüfek, 8 adet tabanca ve 3 el bombasıyla yakalanmışlardı. Karagümrük çetesi 25 Eylül'de İsmail Altınparmak ve Nevzat Pınar'a tabancayla ateş edilmesi, 26 Eylül'de Veysel Ergün'e ait işyerinin kurşunlanması, 3 Ekim'de Ecevit Cenk Erol'un silahla yaralanması, 2 Kasım'da Aydan Saydam ve Veysel Ergür'ün tabancayla yaralanması, 3 Kasım'da da Remzi Sevinç'in yaralanması eylemlerini gerçekleştirmişlerdi. İsa İmen adlı kişiden 20 bin dolar, Sedat Sevinç adına şarkıcı Metin Şentürk'ten 100 bin mark, Behzat Belkovan'dan 100 bin mark ve ANAP İl Genel Meclisi Üyesi Okan Aksoy'dan da 10 milyar lira haraç alınmasından sorumlu tutuluyorlardı.
30 Kasım 1998'de kardeşi Vedat ve beş adamıyla birlikte yakalanan Nuri Ergin, Sibel Can'a seks kasetiyle şantaj yaptığı iddia edilen Can Kuzu'yu dözvüp çıplak fotoğraflarını çektiği yönündeki iddialarla da gündeme geldi. Bu olay üzerine sanatçı Sibel Can, Kuzu'yu etkisiz hale getirmek için Ergin'e başvurduğu gerekçesiyle emniyette 48 saat gözaltında kaldı. Bu olayı Amerikan Haber Ajansı Associated Press dünyaya "yatak odası çetesi" tanımlamasıyla duyurdu.
Fatih ve Karagümrük bölgesini yıllardır kontrolleri alrına alan ve 1997 'de Metris Cezaevi'nde çıkan isyanın elebaşısı Nuri Ergin olayla ilgili olarak ifadesinde "Selçuk Ural, bir daha denize kaçamayacak. Onu mermi manyağı yapacağım" dedi. Kardeşi Vedat Egin ise Sibel Can için " Sibel Can Balkan kaşarıdır." dedi. İstanbul DGM' de görülen duruşmalar sırasında Ergin kardeşlerden yardım almadığını iddia eden Can'la Ergin kardeşler arasında gerginlikler yaşandı.
Afyon Cezaevi'ne sevk edilen Ergin kardeşler, 15 Şubat 1999'da Sabancı suikasti sanığı Mustafa Duyar'ı kurşun yağmuruna tutarak öldürdüler. Olay sırasında Tansu Çiller'in başbakan olduğu dönemde örtülü ödeneği dolandırmakla suçlanan Selçuk Parsadan'ı başından vurdular.
Bu olaylardan sonra Ergin kardeşler, Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Ancak aynı cezaevinde bulunanlardan birisi de Alaattin Çakıcı'nın yakın arkadaşı Erol Evcil'di. Cezaevine cep telefonu iddiaları üzerine arama yapan cezaevi yönetimi, Nuri Ergin'de bir telefon buldu. Cep telefonu, kavgalı oldukları yönünde basına çıkan haberlerin aksine çete elebaşını da birbirine yakınlaştırdı.
Alaattin Çakıcı, avukatı aracılığıyla Ergin'e yazdığı mektupta temin ettiği telefonun çok işine yaradığını belirterek, "Kardeşim Gencay Çakıcı'nın vurulaması 16 yaşında bir çocuğun yapacağı iş değil. Doğru bilgiyi senden alacağım" dedi.
Cep telefonunun içeride rahatlıkla kullanıldığı yönünde basında çıkan haberlerin ardından cezaevi yönetimi, bir sistem yerleştirerek telefonların çalışmasını engelledi. Bunun üzerine Nuri ve Vedat Ergin kardeşler, "işlerine yaramadığı" gerekçesiyle cep telefonlarını cezaevi yönetimine teslim ettiler.
Ancak bir süre sonra Çakıcı'nın, "Bu cezaevi ya ona ya bana dar gelecek" yönünde bir açıklama yaptığının ileri sürülmesi üzerine Nuri Ergin, basına gönderdiği açıklamayla sert tepki göstererek, "Bana dostane mektuplar yazan biri düşman ise başımız üstünde yeri var. Önümüz bayram, açıkta kalınır." dedi. Bunun üzerine Çakıcı bir avukatı aracılığıyla kamuoyuna gönderdiği başka bir mektupla Ergin kardeşlere meydan okudu. Çakıcı, mektupta; "Nuriş ve Vedat denen, kişilik ve milliyet erozyonuna uğramış, garip göçebegillere: Biraz adamlığınız varsa, basına demeç vermeyin, bu cezaevinde siz altı kişi bir arada yatıyorsunuz, ben de tek yatıyorum. Gereğini yapmazsanız, yapmayıp da basına demeç verirseniz şerefsizsiniz" dedi.
Kavganın gerisinde ise Erol Evcil'in olduğu söyleniyordu. Kartal Cezaevi'ne getirilen Evcil'i ilk geldiğinde karşılayan Nuri Ergin'di. Nuri Ergin, Evcil'den 1 milyon dolar talep etmiş ve bunun 500 bin dolarını tahsil etmişti. Ancak, Çakıcı'nın aynı cezaevine getirilmesiyle beraber Evcil ödemenin geri kalan kısmını geç yapacağını söyledi. Bu gelişme neticesinde de Nuri Ergin ve Çakıcı tersleşerek, karşılıklı olarak birbirlerine mektuplarla hakaret ettiler.
Mektup savaşlarında Nuri Ergin, avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada, Çakıcı hakkında ağır sözler söyledi. Ergin "Çakıcı adam mı, madam mı?","Şerbeti katmerli şambabası","Voltajı düşük sihirli lamba", gibi kamuoyu tarafından hayretle karşılanan cümleler kurdu.
Ergin, Çakıcı'ya yönelik koruma istediği şeklinde çıkan haberlere ilişkin de, "Fransa'dan beri tutmuşsun koridor yok. Bu maltalarda bir de savcıdan utanmadan koruma istiyorsun. Satanist düşünceli şambabası, bırak bu kurnazlığı. Milleti ziyaretine bile çıkartmıyorsun. Kolpacı mesajında aman beni koruyun mesajı değil mi? Beni yorma. Benim seninle uğraşacak vaktim yok, boşuna yalvarma" dedi.
Kartal Cezaevi'ndeki mektup savaşları sonucu Nuri ve kardeşi Vedat Ergin, Uşak Özel E Tipi Cezaevi'ne sevk edildi. Ergin kardeşler, burada aynı koğuşa konuldu.
Alaattin Çakıcı, hapishaneden dışarıdaki adamlarına haber göndererek, Nuriş'lerin mekanına baskın emri verdi.
Çakıcı'nın yeğeni Barış Çakıcı'nın da aralarında bulunduğu beş kişi aldıkları talimat gereği o anda lokalde bulunan 15 kişiyi belden aşağıya ateş etmek suretiyle yaraladılar.
Gayrimeşru tarihe "Karagümrük Baskını" olarak geçecek olan bu eylem sonrası ilk karşılık Nuriş'in adamlarından geldi. 19 Nisan 2000'de Nuriş'in adamları, Gültepe ve Zeytinburnu'nda iki kahvehaneyi taradı. Bir kişi öldü, 10 kişi yaralandı. Olaydan sonra yapılan operasyonlar sonucunda aralarında Ergin'in firari olarak aranan adamı Yavuz Erdoğan'ın da bulunduğu dört saldırgan silahlarıyla birlikte yakalandı.
20 Nisan 2000'de Nuri ve Vedat Ergin'in yattığı Uşak E Tipi Cezaevi'ne buzdolabı içinde dört tabanca, 80 mermi ve 2 cep telefonu sokulurken yakalandı. Olayla ilgili 18 kişi gözaltına alındı. Aynı aileden beş kişi tutuklandı.
26 Nisan 2000'de bir kişinin ölümü, 10 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan iki kıraathaneye yönelik silahlı saldırının ardından düzenlenen operasyonlarda, Ergin'in ağabeyi Nejat Ergin 'in de aralarında bulunduğu yedi kişinin yakalandığı açıklandı. Sanatçı Sibel Can'ın halasının eşi Erol Urguçbay'ın evini kurşunlayan, Selçuk Ural'ın da silahla vurulması için planlar yapan bu kişiler, İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'na sevk edildi.
Uşak Cezaevi'ne nakledilmelerinin ardından Nuri Ergin, kardeşi Vedat ve adamları, 3 Aralık 2000'de, Çakıcı'nın kendilerini öldürtmek için yolladığını iddia ettikleri sekiz adamı bulmak için 200 yandaş mahkümla birlikte Uşak Cezaevi'ni kan gölüne çevirdiler.
Ellerindeki tabancalarla yöneticileri rehin alan, beş mahkümu öldürüp, sekiz mahküm ve cezaevi ikinci müdürünü yaralı halde pencereden dışarıatan isyancıların başı Nuri Ergin, daha sonra silahını koğuş penceresinden atıp, "Ben iyi niyetimi gösterdim. Gerisini size bırakıyorum" diyerek teslim oldu. Ergin, kendilerini öldürmek için gelen kişileri yakalayıp, itiraflarını video bantlara kaydettiklerini de söyledi.
Bu olayın ardından Nuri Ergin'in kardeşi Vedat'la yolları ayrıldı. Cezaevi'ni kan gölüne çeviren Ergin Kardeşler'den Nuri Ergin, Bergama Cezaevi'ne, Vedat Ergin ise Bilecik Cezaevi'ne sevk edildi. Vedat Ergin, nakledildiği Bilecik Cezaevi'nin dış avlusunda aranmak istediği sırada, üzerinde bulundurduğu tabancayı görevlilere göstererek, üç arkadaşıyla beraber direnişe başladı. Daha sonra teslim olan Vedat Ergin, Ödemiş Cezaevi'ne gönderildi. Bu olaydan sonra Nuri Ergin'in cezaevi birinci müdürüyle makam odasında çektirdiği fotoğraflarla, koğuşta "kral hayatı" yaşadığını belgeleyen fotoğraflar ortaya çıkınca, Uşak savcıları görevlerinden oldu. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Uşak Cezaevi'nde meydana gelen olaylardan sonra başlatılan soruşturma kapsamında, Uşak Cumhuriyet Başsavcısı Kürşat Kayral ile cezaevi savcısı Nevzat Engin'i geçici olarak görevlerinden aldı.
Nuri Ergin, 2001 'e ailesinin geçirdiği trafik kazası haberiyle girdi. Ödemiş'te hapis yatan Vedat Ergin'i ziyaret edip, Bergama Cezaevi'nde bulunan Nuri Ergin'i görmeye giden Ergin kardeşlerin annesi Sevil Ergin, Nuri Ergin'in eşi Alev ve oğlu Anıl Ergin ile otomobili kullanan Levent Teker, Tire'de bir kamyonetle çarpıştı. Kaza sonucu anne Sevil Ergin komaya girdi, Nuri Ergin'in eşi hayatını kaybetti. Aile, Alev Ergin'in cenaze töreninden önce Nuri Ergin'in eşinin son kez görmesi için cenazeyi Bergama Cezaevi'ne götürdü; ancak Ergin'in eşinin cenazesini görmesine cezaevi yönetimi tarafından izin verilmedi.
Hakkındaki bir dava için İstanbul'a getirilen Nuri Ergin, duruşma sırasında eşini görmesine izin vermediği gerekçesiyle Ceza ve Tefkifevleri Genel Müdürü'ne tehdir savurdu. Ergin, "Bunun intikamını 20 sene geçse de alacağım. Babamın intikamını da 20 sene sonra aldım. Cezaevinden çıktığım ilk gün, Ceza ve Tefkifevleri Genel Müdürü'nü öldüreceğim. Allah şahidimdir. Karımın intikamını da nasıl alacağımı görecekler" dedi. Ergin'in bu sözleri üzerine soruşturma başlatıldı.
Ergin de, aralarında Alaattin Çakıcı'nın da bulunduğu diğer babalar gibi "F tipi" cezaevine sevk edildi. İzmir DGM'de bir duruşmaya götürülen Nuri Ergin Tekirdağ, kardeşi Vedat ise Edirne F Tipi'ne nakledildi.

Yorum Yaz